full screen background image

Türk futbolu neden düşüşte?

225

2spor

STATLARIN dolmamasının temel nedenin Passolig olduğu söyleniyor. Kiminle konuşsam benzer bir argüman seslendiriyor. Şirket yetkilileri ise aynı görüşte değil. Rakamlar incelendiğinde sisteme girişlerin belirgin bir artış göstermesine rağmen yeterli olmadığı açık. Ancak sorunun temelindePassolig’in yattığını düşünenler, yanlış yorumlamaktadır. Eski Türkiye Futbol Federasyonu Genel Sekreteri Emre Alkin bir istatistik paylaştı.

İŞTE TÜRK FUTBOLUNUN KURTULUŞ FORMÜLLERİ- YAZI DİZİSİ 1

GEÇEN sezon maçların (Elbette cezalar nedeniyle sahaların kapatılmasını da dikkate almak gerekir) ortalama 7 bin 500 kişiyle oynandığını söyledi. Birinci lig takımlarının statlarının toplam kapasitesi 270 bin kişi. Geçen yıl Süper Lig ve PTT 1. Lig’de haftalık maç izleyenlerin sayısı ise ortalama 140 bin kişi. Şu anda Passolig sayısı ise 430 bin. Yani bu sezon liglerin ortalama seyirci sayısının çok üzerinde Passolig sahibi var. Ama gelmiyorlar. İlgisizliğin başka nedenleri var aslında.

‘BAKKAL HESABI YAPAMAYAN YÖNETİCİLER GİTMELİ’
SIZE Spor Toto’dan edindiğim bir başka istatistik daha sunayım: Türkiye’de aktif İddaa oyuncularının sayısı 6 milyon kişinin üzerinde. Kimi haftada iki kere, kimi ayda bir kere kupon dolduruyor. Ve kupon ağırlığı yurtdışı maçlar. Legal bahislerde Türkiye’de elde edilen hasılatın bu yıl 7.5 milyar lirayı geçmesi bekleniyor. Bunun yarısı bahisçilere ödül olarak dağıtılıyor. Yüzde 1.5’i işletmeci firmaya kalıyor. Yüzde 8’i de bayi kârı. Gerisi devlete kalıyor. Ve devlet bu kaynağın önemli bölümünü isim hakkı olarak kulüplere ödüyor.

Yani bu ülkede futbolu seven, ilgilenen çok büyük bir kitle var. Buna rağmen uluslararası başarı gelmiyor. Statlar dolmuyor. Futbol endüstrisi kalıcı bir başarı grafiğini yakalayamıyor. İddaa oynayacak kadar futbolla ilgilenen ama ülke takımlarını desteklemekten uzaklaşan bir kitle oluşuyor.

Bir başka gerçek. “Sporda şiddet var” diye birçok sponsor, takımları desteklemekten vazgeçiyor. Forma reklamı olmayan 8 Süper Lig ve 7 PTT 1. Lig takımı var. Dünyada en pahalıgöğüs reklamı yıllık 80 milyon dolar, Barcelona’da bu rakam45 milyon dolarken örneğin Fenerbahçe’nin göğüs reklamı yok! Var olanlar da 3 kuruşa satıyor. Neden?

Yani çözümün parçası Passolig uygulamasına odaklanmaktansa, çözüm bekleyen daha derin sorunlara eğilmek gerekiyor…

Emre Alkin’e göre temel sorun basit: Bakkal hesabı bile yapmaktan aciz yöneticilerin varlığından kulüpler arınmalı. Galatasaray’da bir dönem yöneticilik yapan Işın Çelebi’nin dediği gibi finansal yapıları kontrol edemeyen, menajerlik sistemini yenileyemeyen, sözleşme yapmasını bilmeyen, gelir-gider dengesini tutturamayan bir endüstrinin başarı sağlaması mümkün mü?

Kendinize şu soruyu sorun: Ailenizi alarak en son ne zaman maça gittiniz? Bir bilgiye göre İngiltere’de 1968 yılında maçları izleyenlerin ortalama yaşı 16 imiş. 10-15 yıl sonra yaş ortalaması 40’a çıkmış. Ve hemen önlem almışlar. Gençler için bedavaveya indirimli biletler vermeye başlamışlar. İngiltere’de, Almanya’da maçların gece oynanmamasının temel nedenlerinden de biri bu. Herkes büyük takımların seyircilerinin her şartta maça gideceğini varsayıyor. Peki çocuklar? Gençler? Ertesi gün işe gidecekler? Küçük şehirlerde yaşayanlar? Yayıncı kuruluş para kazanacak diye gece maçlarına ağırlık verildiğini söyleyenler haklı olabilir. Ama statlar dolmaz ise boş tribünlerde oynanan bir maçın halı saha maçı kadar bile zevk vermeyeceğini anladık sanırım!

Passolig uygulamasına dönersek… Bu sistemin temeli 2011 yılında AKP, CHP ve MHP’nin ortak iradesiyle çıkan 6222 sayılı yasa. Stat girişlerinde elektronik bilet uygulanacak. Stat kameralarla izlenecek. İzlenmeyen kör nokta kalmayacak. Stat içinde bir operasyon odası kurulacak. FutbolFederasyonu’nda tüm maç görüntülerinin anlık izleneceği operasyon merkezi oluşturulacak. Bilet alanların kimlikleri ve oturacakları yerler tespit edilecek nitelikte otomasyon ve yazılım altyapısı kurulacak. Böylece küfür, kavga, sahaya yabancı madde atılması gibi sporun ruhuna aykırı ve düzeni bozan davranış içinde olanlar anında cezalandırılacak. İyi-kötü ayrımı yapılacak. Bir kişi veya grubun davranışı nedeniyle statlar futbolseverlere kapatılmayacak. Turnikeler çalışacak. Statlara
kaçak giriş olmayacak. Spor savcıları da görüntüler eşliğinde, yüz tanıma programıyla, kimlik tespitini yapan kameralar eşliğinde kötü davranış içine girenler hakkında kanunu uygulayacak. Görev federasyonda. Ve 2013 yılı nisan ayına kadar da bu görevini yerine getirecek. Emre Alkin anlatıyor: ‘’Bu işi biz yapamazdık. İşi ikiye ayırdık. Altyapı ve sponsorluk. Altyapıyı bir firmaya kurduracak, işin bedelini de sponsora yükleyecektik. Altyapı ihalesinde 16 firma dosya aldı, 6’sı ihaleye katıldı. IBM de bunlar arasındaydı. Açık eksiltme usulü ile iş 100 milyon TL ile E-Kent firmasında kaldı. ‘Sponsor firma kim olacak?’ denildiğinde bankalar karşımıza çıktı. Bizzat ben bankaları dolaşarak ikna etmeye çalıştım. Onun ihalesi için de dosya alan bankalar oldu. Pek çoğu  işin kârlı olmadığını ve kendi kredi kart programlarına ek bir fayda sağlamayacağını futbol takımlarına sponsorluk parası ödemeyi düşünmediklerini belirterek ihaleye girmedi… Yine de PTT yanına 6 bankayı alarak Aktif Bank ile yarıştı ve ihaleyi Aktif Bank kazandı.’’

TÜRK FUTBOLUNA 400 MİLYON TL
Passolig uygulamasının başında bulunan Genel Müdür Özgür Gündoğan anlatıyor:

“Altyapı ve sponsorluk işini Çalık Grubu olarak aldık. E-Bilet altyapı dönüşümleri için şu ana kadar yaklaşık 110 milyon TL harcadık. 10 yıla kadar kulüplere destek ve E-Bilet gelirleriyle birlikte harcamamız 400 milyon TL’ye ulaşacak. 36 stadyuma yaklaşık 3 bin 500 kamera, stadyumlara ve TFF binasına eşzamanlı olarak görüntülerin akması için maç operasyon odaları kurduk. Tüm stadyumları modern hale getirip hızlı, güvenli ve UEFA kriterlerine uygun hale getirdik. Yani yıl bazında yaklaşık 20 milyon dolar harcayacağız. ‘Peki ne kazanıyoruz?’ derseniz verdiğimiz kart başına taraftardan 15 TL alıyoruz. (Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon 25 TL, Bursaspor 20 TL.) Bu rakamın sadece 8 TL’si plastik kart ve çip bedeli olarak bize kalıyor. Gerisi taraftar olduğunuz takıma ödeniyor. Ayrıca her maç bileti aldığınızda 2 TL kazanıyor ve bunun 1 TL’sini de yine kulübe bırakıyoruz. Uzun yıllar bu işten zarar edeceğiz ama Türk futbolu ve taraftara destek olmayı sosyal sorumluluk olarak görüyoruz. Ayrıca bankanın kredi kartı müşteri bazını geliştirerek bankacılık sektöründe güçlü bir şekilde yer almayı hedefliyoruz. Biz zaten E-Kent firmamızla 40 ilde vatandaşların 7/24 ulaşımda ve alışverişte kullanabileceği kart sistemini işletiyoruz. Otobüslerin içindeki kamera ile tarife yönetimini anlık bazda yapıyoruz. Taraftar kartın bu işimizi büyüteceğine inanıyoruz.’’

KARDEŞ BAŞA BAŞ MISIN!
FFP… Bunun ne anlama geldiğini bileniniz azdır ama bu harfler yan yana gelince futbol kulüp yöneticileri kâbuslar görür. FFP’nin açılımı Financial Fair Play… Ne demek bu? UEFA tarafından açıklanan ve takımların uyması gereken mali kriterler demek… Anlaşılması aslında çok basit. Özeti şu: “Arkadaş sen bana ve benim açıkladığım oyun sistemine üye isen gelir-giderlerini dengede tutacaksın.’’ Halk deyimiyle bu kriterlere “başa baş’’ tanımı (Break Even) daha uygun. UEFA bu kurala uymayanlara turnuvalardan men cezası verecek ve cezalar 2014-2015 sezonuyla uygulanmaya başlanacak. Takımların gelir ve giderleri de tanımlanmış. Yani başa baş kuralı tanımlanan gelir ve giderler üzerinden yapılıyor. “Hisse sattım, bina sattım, arsa sattım, gelir elde ettim’’ diyemiyorsunuz. Diyor ki UEFA: “Gelirlerin; maç günü gelirleri, yayın, sponsorluk, reklam ve medya, ticari, finansal, bonservis gelirleridir. Giderlerin de altyapı, tesis geliştirmesi, bonservis giderlerine dair finansman giderleridir. Bu gelir ve giderler başa baş olacak. Ya da 2 yıllık toplam zararın 5 milyon Euro’yu aşamayacak. Ek sermaye koyacaksan zarar 45 milyon Euro’yu geçemeyecek. Eğer zararın bir önceki yıla göre azalıyorsa seni turnuvalardan men etmem…”

FFP’nin bir de gösterge ihlalleri uygulaması var. Kulüpler yönetsel giderlerini azaltmak için 4 adet risk göstergesine göre değerlendiriliyor. İşletmenin devamlılığı kuralına göre mali tablolarda hakkında olumsuz denetçi raporu ihlal sayılıyor. Takımın sermayesi negatife dönmüşse, son 3 yılın herhangi bir döneminde 5 milyon Euro üzerinde zarar etmişse ve ilgili yılın haziran ayında vadesi geçmiş ve ödenmemiş (futbolculara, teknik direktörlere, diğer kulüplere, vergi dairesine veya SGK’ya) borcu bulunuyorsa o takım gösterge ihlali yapmış sayılıyor. Haziran 2011/12 sezonunda Beşiktaş bu ihlalden dolayı 1 yıl UEFA’ya gidemedi.

Ayrıca UEFA, çalışanlara ödenen ücretlerin, gelirlerinin yüzde 70’inin üzerinde olmasını ve şirketin net borcunun gelirlerinin yüzde 100’ünü aşmasını da gösterge ihlali sayıyor.

*

Galatasaray’ın eski yöneticisi Mehmet Helvacı’nın, Avrupa kupalarına katılamama tehlikesini söylerken kastettiği bu kurallar. UEFA, Galatasaray’ı izlemeye aldı. Galatasaray 2015-2016 yılında başa baş kuralına uymayı kabul etti. Yani gelir-gider dengesi uyumlu olacak. Konuya yakın ve mevcut yönetime muhalif kanadın söylediğine göre, Galatasaray’ın 3 yıllık zararının 30 milyon Euro’yu aşmaması gerekecek. (UEFA’nın zarar aşım sınırları da dikkate alındığında.) Galatasaray 2012-/13 sezonunda 42 milyon Euro zarar etti. 2013/14 zararı şimdiden 50 milyon Euro. Zarar aşımına inmesi için gelecek sezon 63 milyon Euro kâr açıklamak zorunda. Ayrıca gelecek sezon çalışanlara (futbolcu, teknik direktör) ödenecek ücretlerin artırılmayacağını taahhüt etti.

UEFA’nın izleme süreci ve başa baş kuralı dışında Galatasaray için bir başka yakın tehlike de SPK Kanunu’nun 28’inci maddesi. Bu maddeye göre üst üste 5 yıl zarar eden halka açık ortaklıklarda, oy hakkına ve yönetim kurulunda temsil edilmeye ilişkin imtiyazlar kurul kararı ile kalkıyor. Yani pek çok takım gibi Galatasaray da kâr etmeye, başa baş kuralını uygulamaya mecbur. Galatasaray’ın başkan adaylarından Duygun Yarsuvat “Başarı kazançtır. O yüzden başarıya odaklanacağız’’ diyordu. Harcamalarını artırması neredeyse imkânsız olan, daralmak zorunda kalacak bir Galatasaray var karşımızda. “Sportif başarı kazanç getirecek. Öyle ise harcamaları bir şekilde artıralım” anlayışı ile yola çıkan bir yönetim, sportif başarı elde etmediğinde, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olanlara” benzeyebilir… SPK ve UEFA baskısı kulübü fazlasıyla hırpalayabilir… Böyle bir süreç başlarsa, Ünal Aysal’ın projelerini tıkayan ve izin vermeyen yöneticiler şöyle düşünebilir: “Keşke arsalarımızı Ünal Aysal’ın dediği gibi gayrimenkul yatırım ortaklığına çevirip kaynak sağlayarak borçlarımızdan kurtulsaydık…’’ Derler mi, derler!